4 Ekim 2023 Çarşamba

Super Kahramanlar

 Süper kahramanlar, nesiller boyunca popüler kültürün sevilen ve kalıcı bir parçası olmuştur. Bu olağanüstü yeteneklere sahip büyüklüğünde karakterler, hayal gücümüzü etkiler ve bize umut, ilham ve kaçış duygusu sunar.

Süper kahramanlar genellikle süper insan güçlerine sahip bireyler olarak tasvir edilir, sarsılmaz ahlaki değerlere ve masumları koruma ve adaleti temsil etme görevine güçlü bir inanca sahiptirler. İnsanlığın en iyisini temsil ederler, zorluklar karşısında cesaret, direnç ve özveri göstererek insanların her yaştan insanlar için özdeşlenebilir ve hedeflenilebilir figürler haline gelirler.

En ikonik süper kahramanlardan biri Superman'dir, süper gücü, ölümsüzlüğü ve doğru, adalet ve Amerikan yoluna olan bağlılığı ile tanınır. Batman ise zeka, dedektif yetenekleri ve Gotham City'de suçla mücadele etmek için çeşitli aletlere güvenir. Wonder Woman ise Amazon gücü ve şefkatiyle kadın güçlenmesini ve cinsiyet eşitliğini simgeler.

Süper kahramanların çekiciliği çizgi romanlar ve filmler ötesine uzanır; genellikle kendi hayatlarımızda umut ve ilham kaynağı olarak hizmet ederler. Bize hatırlatırlar ki en karanlık anlarımızda bile sıradan bireyler kahraman olabilirler. Bize gösterirler ki sahip olduğumuz güçler değil, karakterimizi tanımlayan seçimlerdir.

Süper kahramanlar aynı zamanda toplumsal değerleri ve zorlukları yansıtır. Örneğin, X-Men serisi önyargı ve ayrımcılık temalarını, mutasyonları marjinalleşmiş gruplar için metafor olarak kullanarak keşeder. Spider-Man'in yolculuğu, "büyük güç, büyük sorumluluk getirir" kavramını temsil eder ve olağanüstü yeteneklerle gelen ahlaki ikilemleri vurgular.

Süper kahraman türü zaman içinde evrildi, daha çeşitli ve kapsayıcı hale geldi. Karakterler, Black Panther, Captain Marvel ve Miles Morales'ın Spider-Man gibi, hikaye anlatımında temsilin ve kapsayıcılığın önemini sergiliyor.

Sonuç olarak, süper kahramanlar sadece kurgusal karakterlerden daha fazlasıdır; umut, cesaret ve kalıcı insan ruhunun sembolleridirler. Bizi büyüklüğe ulaşmaya, adaletsizliğe karşı durmaya ve dünyayı daha iyi bir yer yapma kapasitemize inanmamız için bize ilham verirler. Wolkenkratzernin arasında sallanıyor veya gökyüzünde uçarken, süper kahramanlar bize, kendi yolumuzda, hayat hikayemizde hepimizin kahraman olabileceğimizi hatırlatırlar.

3 Ekim 2023 Salı

Kribensis Balığı: Akvaryumunuzun Renkli Güzellikleri

Kribensis balığı (Pelvicachromis pulcher), akvaryum hobileri arasında oldukça popüler olan bir türdür. Bu göz alıcı balıklar, renkli görünüşleri, kolay bakımları ve ilginç davranışlarıyla bilinirler. Bu yazıda, kribensis balıkları hakkında daha fazla bilgi vererek, bu türü beslemenin keyfini çıkarmanıza yardımcı olacağız.

Kribensis balıkları, Batı Afrika kökenli olduğu için sıcaklıkları 24-26°C arasında tutulan tatlı su akvaryumlarında en iyi şekilde yetişirler. Genellikle ortalama 10-12 cm uzunluğunda olurlar ve bu da onları orta büyüklükteki bir akvaryum için uygun bir seçenek haline getirir.

Bu balıklar, parlak renkler, benzersiz desenler ve belirgin cinsiyet farklılıkları ile tanınır. Erkekler daha büyük ve daha belirgin renklere sahiptir, dişiler ise daha küçük ve soluk renklidir. Ayrıca, erkeklerin yanal yüzgeçlerinde uzun iğne benzeri uzantılar bulunur.

Kribensis balıkları, genellikle barışçıl bir tavıra sahiptirler, ancak üreme döneminde agresif davranışlar gösterebilirler. Bu dönemde, yavrularını korumak için mağara benzeri bölgelerde yuvalar kurarlar. Bu yüzden akvaryumlarında uygun saklanma alanları sağlamak önemlidir.

Beslenme açısından, kribensis balıkları her türlü ticari akvaryum yemi ile beslenebilirler. Ancak diyetlerine canlı veya dondurulmuş yiyecekler eklemek, onların sağlıklı ve mutlu olmalarına yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, kribensis balıkları akvaryum hobileri için harika bir seçenektir. Renkli görünüşleri, ilginç davranışları ve kolay bakımıyla her seviyedeki akvaryum hobisi için uygundur. Ancak, uygun saklanma alanları ve yavruların korunması için dikkatli bir şekilde düşünülmesi gereken bazı önemli faktörler vardır. Kribensis balıklarını beslemek, akvaryumunuzun güzelliklerini ve çeşitliliğini artırabilir ve bu muhteşem türü daha yakından tanımanıza olanak sağlar.

11 Eylül 2016 Pazar

Kalp Krizi Nedir, Belirtileri Nelerdir

Kalp krizi, kalbi besleyen atardamarların aniden tıkanmasına bağlı olarak kalp kasının yeterince oksijen alamaması ve sonuçta kalp dokusunun hasara uğramasıdır. Kalbe kan akımını sağlayan atardamarlarda kolesterol ve yağ gibi maddeler damar duvarlarında birikerek plak denilen yapıları oluştururlar. Damar sertliği olarak adlandırılan bu süreçte atardamarlar zaman içinde daralır ve plaklar üzerinde oluşan çatlaklarda gelişen pıhtılar damarları tıkar.
Eğer zamanında müdahale edilip damar açılmazsa söz konusu hasar kalp dokusunun kaybı ile sonuçlanır. Bu kayıp yaygın ise kalbin pompalama gücünü etkiler ve kalp yetersizliği ortaya çıkar.

Kalp Krizinin Belirtileri Nelerdir?
Kalp krizi bazen filmlerde gördüğümüz gibi ani ve yoğun belirtiler gösterir. Ancak bazen belirtiler yavaş bir şekilde başlar, hafif bir ağrı ve rahatsızlık hissedilir. Kalp krizinin en sık görülen belirtileri şunlardır:
Göğüs ağrısı                                                                                                                                                                             
Kalp krizine bağlı göğüs ağrısı genellikle göğsün orta kısmında, baskı, sıkışma tarzında şiddetli bir ağrı şeklinde tarif edilir. Genellikle birkaç dakikadan uzun sürer veya gidip gelen bir ağrı şeklinde hissedilebilir. Bu ağrı kollara, sırta, boyna, çeneye ve mide üzerine doğru yayılım gösterebilir.
Nefes darlığı                                                                                                                                                                                   
Göğüs ağrısına eşlik eden, bazen de tek başına görülen nefes darlığı bir kalp krizi belirtisi olabilir.
Diğer belirtiler                                                                                                                                                                   
Terleme, bulantı, kusma, baş dönmesi gibi belirtilerde görülebilir.

Kadınlarda kalp krizi belirtileri                                                                                                                                              
  • Kalp krizi dendiğinde aklımıza filmlerdeki aniden ellerini kalbinin üzerine koyup acıyla yere yıkılan erkekler gelir. Ancak gerçek hayatta kalp krizi geçiren kişi bir kadın da olabilir ve belirtiler bu kadar belirgin olmayabilir.
  • Kadınlarda da kalp krizinin en sık görülen belirtisi göğsün orta kısmında hissedilen şiddetli ağrı/basınç olmakla birlikte, bazen bu belirti kadınlarda görülmeyebilir.
  • Bunun yerine nefes darlığı, göğsün alt kısmı veya karnın üst kısmında ağrı, sırtta veya çenede ağrı, aşırı yorgunluk, bayılma, bulantı ve baş dönmesi gibi belirtiler görülür.
Kalp krizinin hem erkeklerde, hem de kadınlarda hafif belirtilerle ortaya çıkabileceğini unutmayın. Kalp krizinden şüpheleniyorsanız mutlaka yardım çağırın, çünkü kalp krizinde dakikalar bile önem taşır.

Tip 2 Diyabet Nedir ?

Genel Cerrahi, Metabolik Cerrahi ve Obezite Uzmanı Opr. Dr. Kerim Güzel, tip 2 diyabetli hastalarının 'laporoskopik metabolik cerrahi' ile sağlığına kavuştuğunu söyledi.
Genel cerrahi uzmanları Samsun ve çevre illerde gerçekleştirdiği "Sağlık Konferansları"na devam ediyor. "Sağlık Konferansları"nın bir yenisi daha Ayvacık ilçesinde gerçekleştirdi. Konferansın açılış konuşmasını yapan Büyük Anadolu Hastaneleri Kurumsal İlişkiler ve İş Geliştirme Müdürü Fatih Esen " 'Tip 2 diyabet (şeker) ve obezite cerrahi yöntem ile tedavi edilebilir bir hastalıktır' diyerek ilimiz ve çevre illerimizde bilgilendirmeye yönelik gerçekleştirdiğimiz sağlık konferanslarımızın bir yenisini daha gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Önce sağlık diyerek yollara düştük. İnsanlarımızın sağlıklı ve mutlu bir hayat sürebilmeleri adına özellikle tip 2 diyabet ve obezite tedavisinde neler yapılabildiğini herkese anlatmaya çalışıyoruz. Alanında uzman doktorlarımız tarafından verilen konferanslarımızda 10 binlerce kişiyle ulaştık. Yüzlerce hasta hastanemizde şifa buldu. Bu bizim gurur kaynağımızdır. Bu düşüncelerle siz değerli Ayvacıklı hemşehrilerimize hoş geldiniz diyor, katılımlarınızdan ötürü teşekkür ediyorum" dedi.
DİYABETTE ERKEN TANI ÖNEMLİ
"Tip 2 diyabet (şeker hastalığı) nedir? Nedenleri, belirtileri ve tedavisi" hakkında konuşma gerçekleştiren Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Genel Cerrahi, Metabolik Cerrahi ve Obezite Uzmanı Opr. Dr. Kerim Güzel, "Diyabet (şeker hastalığı) kişinin kan şekeri düzeyinin çok yüksek olmasına yol açan ömür boyu süren kronik bir hastalıktır. Sizde veya bir yakınınızda tip 2 diyabet varsa endişelenmeyin. Diyabet ciddi bir hastalıktır ancak uygun beslenme tedavisi, medikal tedavi, düzenli egzersiz ve diyabet eğitim ile sağlıklı, uzun bir yaşam sürdürebilmek mümkündür. Günümüzde tip diyabetin tedavisi vardır. Ayrıca kişiler yaşam tarzı değişikliği ile hayatlarını diğer insanlar gibi sorunsuz sürdürebilir. Diyabet tanısının erken konulması çok önemlidir çünkü hastalık erken evrede tedavi edilmezse gittikçe daha kötüleşir ve ölümlere bile sebep olabilir" diye konuştu.

Tomografi Nedir ?

Röntgende ışınlarını, vücudun herhangi bir düzleminde odaklayarak, o dokuları net olarak görüntülemeyi sağlayan radyoloji tekniği. Başka organların arasında, arkasında kalan veya sınırları yeterince belli olmayan yumuşak dokular, bu yöntemle kolayca görülebilir.
En basit yöntem olan çizgisel tomografide ışın tüpü, tek bir düz çizgi doğrultusunda, filmse ters doğrultuda hareket eder. Yapıların çoğu hareket sebebiyle flu çıkar, odaklanan yeriyse net olarak görülür. Dairesel ve elipsi biçimli tomografilerde de aynı net sonuç alınabilir. Yeni geliştirilen Bilgisayarlı Tomografiler; röntgen ışınlarının dokularda farklı tutulmaları ve bilgisayar yardımıyla değerlendirilmeleri sayesinde daha kaliteli ve hassas görüntüler elde edilmesini sağlar.
Düz röntgen ışınları çok uzun zamanlardan beri teşhis metodu olarak kullanılmaktaydı. Ancak bu metodla yumuşak doku dediğimiz kemik dışı organlar arasında yoğunluk farkı olmadığından bilgi edinilemiyordu. Bilgisayarın kısa sürede çok hızlı hesap yapmasından faydalanılarak, çok az görüntü farkının daha belirgin hale getirilmesine çalışıldı. Ayrıca dokuların dilim dilim kesitler halinde görüntüleri elde edilerek lezyonların tam yerinin belirlenmesi bilhassa beyin ameliyatlarının az travma ve sekelle gerçekleşmesi için lüzumluydu. Bu sebeple yola çıkan bilim adamları, değişik açılardan gelen röntgen ışıklarının dokularda tutulmasının bilgisayarlarca değerlendirilerek, kaliteli görüntüler elde etmeyi başardılar.
Beyin hastalıkları, bilhassa urları hakkında, daha önce hiçbir teşhis metodunun sağlayamadığı ve lezyonların yerini ve büyüklüğünü kesitler halinde görüntüleyen bilgisayarlı beyin tomaları imal ettiler. Ayrıca damardan kontrast madde verilerek organların damarla ilgili yapıları hakkında da detaylı malumat görüntülemek mümkün oldu. Bunların çok başarılı olması, bütün vücut yumuşak dokularında kullanılmasını gündeme getirdi. Şu anda bilgisayarlı tomografi cihazları, beynin yanısıra, bütün vücudu enine veya boyuna kesitler halinde tetkik edebiliyor.
Elde edilen görüntüler direkt röntgen ışınlarının fotoğraf filmi üzerindeki görüntüleri değil, değişik açılardan gelen röntgen ışınlarının dokularda tutulması farkının bilgisayarca hesaplanması sonucu oluşturulan resimlerdir. Bir santimden daha küçük yapıların ve urların bile yeri ve şekli tespit edilebilmekte, boyutları hesaplanabilmektedir.
Görüntüyü kaliteleştirmek için bazen radyoopak (röntgen ışıklarını geçirmeyen) maddeler de ilave olarak kullanılmaktadır. Bu işlem esnasında kullanılan röntgen ışıklarıysa çok az olup, normal röntgen filmi kadar bile tehlikeli değildir. Daha önce tehlikeli ve zor olan beyin angiografisinden daha kolay uygulanmakta ve daha fazla bilgi vermektedir.

Hipertansiyon Nedir ?

Hipertansiyon Nedir?
Tansiyon ya da kan basıncı, kalbin kanı pompalarken damar duvarında oluşturduğu basınçtır ve mm civa (Hg) olarak ifade edilir. Bu basıncın istenilen değerlerin üzerinde olması durumu ise hipertansiyon olarak tanımlanır.
Hipertansiyon tüm dünyada ciddi olarak insan ve toplum sağlığını tehdit eden, kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği gibi ölümcül sonuçlara yol açan, tehlikeli ve yaygın bir hastalıktır. Kan basıncı ile kalp damar hastalıkları arasında yakın ilişki vardır. Kan basıncı ne kadar yüksekse kalp krizi, kalp yetmezliği, felç, göz ve böbrek hastalıkları gelişme riski de o kadar yüksektir.
Tansiyon yükselmesi sinsi bir katil gibi davranabilir. Çünkü hipertansiyonu olan hastalar yıllarca bu hastalığı fark etmeden yaşayabilir ve yaptığı hasarlar olarak karşımıza gelebilir.

Hipertansiyonun Belirtileri:
- Oluşturduğu şikayetler silik, oldukça az veya hiç yoktur. Bu yüzden "sessiz katil" olarak adlandırılır. Hipertansiyonu olanların yalnızca yarısı hastalıklarının farkındadır, farkında olanların ancak yarısı ilaç kullanmakta, ilaç kullananların ise ancak yarısının tansiyonu kontrol altındadır. Türkiye'de her 3-5 kişiden biri yüksek tansiyon hastasıdır.
- Hipertansiyon vakalarında baş ağrısı, baş dönmesi nöbetleri ve zaman zaman burun kanamaları görülebilir. Ancak yukarıdaki belirtiler çoğu zaman hipertansiyon ilerlemiş ve yüksek sınırlara gelmiş olduğunda ortaya çıkmaktadır.

AV Blok Nedir ?

Atriyoventriküler blok

Atriyoventriküler (AV) blok   (AV blok) - iletkenlik ihlali yavaşlatılması veya kulakçıklar ve karıncıklar arasındaki elektriksel uyarı geçişini durdurma ifade ve kalp ritim ve hemodinamik bozukluğa sebep olur.
Devamını oku

Atriyoventriküler blok

  • AV blok sınıflandırılması
  • AV blok nedenleri
  • Belirtileri AV blok
  • AV blok Komplikasyonları
  • Teşhis AV blok
  • AV blok tedavisi
  • AV blok prognozu
  • Önleme AV blok
  • Atriyoventriküler blok - Moskova'da tedavi
Atriyoventriküler (AV) blok   (AV blok) - iletkenlik ihlali yavaşlatılması veya kulakçıklar ve karıncıklar arasındaki elektriksel uyarı geçişini durdurma ifade ve kalp ritim ve hemodinamik bozukluğa sebep olur.
 
  Atriyoventriküler blok prevalansı beraberinde kardiopatologiey olan hastalarda daha yüksektir. Kalp hastalığı AV abluka derecesine sahip olanlar arasında ben vakaların% 5'inde bulundu, II derecesi - Olguların% 2, III derece AV blok genellikle 70 yaşın üzerindeki hastalarda ortaya çıkar. Ani kardiyak ölüm, istatistiklere göre, AV tam blok hastaların% 17'sinde geliyor.
 
  Atriyoventriküler düğüm (AV düğüm), ventrikül ve atriyumlar tutarlı azalma sağlar kardiyak iletim sisteminin bir parçasıdır. Atriyal kasılmayı sağlayan ve ventriküller içine kan pompalama, AV düğüm yavaşlama sinüs düğümünün gelen elektriksel uyarıların hareketi. Kısa bir gecikmeden sonra darbeler onun uyarma ve daralma yardımcı sağ ve sol ventrikül Onun ve ayaklarının kiriş boyunca yaymak. Bu mekanizma alternatif miyokard kontraktilitesinin atriyumları ve ventrikülleri sağlar ve stabil hemodinami korumak.
 
  Atriyoventriküler blok kalbinde yavaşlıyor veya uygun AV düğüm, His, veya dal bloğunun demetinin yenilgisinin bir sonucu olarak ventriküllere darbenin tam bırakma. Aynı zamanda, yıkım düşük seviyeli, abluka ve kötü prognoz zor belirtileri.
 

AV blok sınıflandırılması

  Elektrik nabız ihlali geliştiriyor hangi seviyesine bağlı olarak izole proksimal, distal ve çift atriyoventriküler blok. Proksimal AV blok dürtü iletim kulakçıklar düzeyi, AV düğüm, His gövde demeti de kırılmış olabilir zaman; distalinde - şube düzeyinde dal bloğu paket; kombine edildiğinde - farklı düzeylerde ileti bozuklukları vardır.
  Atriyoventriküler blok süresi akut (. Miyokard infarktüsü, ilaç aşırı dozda ve böylece D.), Aralıklı dikkate alarak salınması (aralıklı - geçici koroner arter hastalığı ile birlikte KKH) ile ve kronik formlar.
  Elektrokardiyografi kriterlerine (gecikme, frekans veya ventriküllere bir nabız yokluğu), üç derece atriyoventriküler blok göre:
  • Grade I   - AV düğümü yoluyla Atriyoventriküler iletim yavaşlamış, ancak kulakçıklar tüm darbeleri ventriküller ulaşır. Klinik kabul edilmez; EKG PQ aralığı uzatılabilir & gt; 0, 20 saniye.
  • Grade II   - Eksik atrioventriulyarnaya blokajı; Tüm atriyal darbeleri ventriküller ulaşır. Ventriküler kompleksler periyodik kaybı - bir elektrokardiyogram üzerinde. AV blok Mobittsu II derecesi üç tipi vardır:
  1.   Ben Mobittsa Tip - sonraki her darbenin gecikme AV düğüm içinde, bunlardan birinin toplam gecikme ve ventriküler kompleks kaybı (dönem Samoilova - Wenckebach) ile sonuçlanır.
  1.   Sınıf II Mobittsa - kritik gecikme darbe gecikme süresi önceden uzantısı olmadan, aniden gelişir. Böylece her saniye bir eksikliği olduğunu (2: 1) veya üçüncü (3: 1) darbe.
  • Evre III   - (Atriyoventriküler blok tamamlayın) - ventriküllere atriyumlardan dürtülerin geçişi tam bir bırakma. Sinüs düğümünün, ventriküllerin etkisi altında atriyumlar sözleşme -. Kendi hızında, dakikada en az 40 kez, yetersiz yeterli dolaşımı sağlamak.
  Tam - Atriyoventriküler blok I ve II derece kısmi (tamamlanmamış) blok III derece vardır.

Epilepsi Nedir ? Tanı Nasıl Koyulur ?

Epilepsi; Beyinde herhangi bir bölgenin kontrol dışı aktif hale gelmesi ve bunun bir süre devam etmesi olarak tanımlanabilir. Bu istem dışı aktif hale gelme durumunun başlangıcından bitişine kadar olan döneme, epilepsi nöbeti diyoruz. Beyindeki aktif olan bölgeye göre nöbetler değişiklik gösterir. Örneğin, merkezi sinir sisteminde kol ve bacak hareketlerini sağlayan bölge aktif durumu gelirse, istemsiz kasılmalar olur.
   Epilepsi kimlerde görülür?
Epilepsi, yaş ve cinsiyet ayrımı olmaksızın tüm bireylerde görülebilir. Epilepsi bir çok değişik rahatsızlıklardan dolayı ortaya çıkabilir. Yapılan araştırmalarda; zor bir doğumdan dolayı bazen bebeğin merkezi sinir sisteminin hasar görmesi, Menenjit gibi ciddi bir hastalık geçirilmiş olması veya herhangi bir kaza sonrası beyin hasarı oluşması ve benzeri nedenler ile ortaya çıktığı görülmektedir. Epilepsi bulaşıcı değildir.
   Epilepsi Nöbeti Türleri:
Epilepsi nöbetleri Kısmi ve Genel olmak üzere iki gruba ayrılır:
   -Genel nöbetler: Araz hem sağ hem de sol beyinde, dolayısıylı tüm beyin bazında olabilir. Nöbet sırasında her zaman, bir şuur kaybı vardır. Bu tür nöbet geçiren insanlar, nöbet sırasında neler yaşadıklarını hatırlayamazlar.

-Kısmi nöbetler:
 Araz beynin belli bir kısmında ortaya çıkar. Bunun belirtileri çok çeşitli olup, bozukluğun oraya çıktığı beyin kısmına bağlıdır. Bazı nöbetlerde insanın şuuru açık kalır, bazılarında ise kaybolur. Kısmi nöbetler, basit, kompleks ve sekonder genel nöbetler olarak üç kısma ayrılır. Bu son nöbet türü, bir kısmi nöbetin genel nöbete geçmesi anlamına gelir.
   Epilepsi Nöbetlerini Tetikleyici Etkenler:
Epileptiğin neden belli zamanlarda nöbet geçirdiği genellikle çok fazla bilinmemekle bereber, bazı olayların, nöbet geçirmeyle belli bir bağlantısı olduğu bilinmektedir. Aşağıdaki durumların bazen tetikleyici olduğu görülmektedir:
  •   Yoğun stress,
  •   Uzun süre uyukusuz kalmak,
  •   Bilgisayar oyunları veya diskotek ışıklandırması gibi güçlü ışık etkenlerine maruz kalmak,
  •   Beden ısısında büyük değişikliklerin ortaya çıkması, yüksek ateş gibi durumlar,
  •   Aşırı alkol alınmasından sonra,v Yasal olmayan maddeler kullanmak,
  •   Düzensiz yemek, kontrolsüz diyet ve benzeri beslenme bozuklukları,
  •   Büyük bir çaba sarfetme öncesi veya sonrası nöbet gelebilir,
Epilepsi tedavisi:    Epilepsinin var olması durumunda, nöbeti durduran veya yeni nöbeti önleyen bazı ilaçlar hekim tarafından verilir.

DİKKAT:
    - Hekimin verdiği ilaçlar kesinlikle hekimin önerdiği şeklinde alınmalıdır. Aksi taktirde, tedaviden olumlu cevap alınmayabilir.
- Kesinlikle hekim karar vermeden ilaçlar kesilmemelidir. Aksitaktirde nöbetler kontrolsüz hale gelir.
Epilepsi Tanısı Nasıl Konur?
Epileptik nöbet sırasında beyindeki elektrik sinyallerinin iletilmesinde bozukluk yaşanır. Epilepsi tanısı için, çeşitli test ve incelemeler yapılmaktadır. Bunların en önemlisi EEG’dir. EEG cihazıyla (Elektroansefalografi) beyindeki elektrik sinyalleri kayıt ve kontrol edilir. Epileptik araz EEG’de de görülebilir. Nöbet arasındaki EEG görüntüsü, epilepsi söz konusu olduğunda normalden farklı olur. Ancak, EEG’de her zaman bir değişiklik görülmeyebilir. BT (bilgisayarlı tomografi) veya MRI (magnetik resonant görüntü) taraması gibi görüntüleme cihazlarıyla, beyin işlevindeki aksaklık ortaya çıkabilir. Bu testlerin yardımıyla bir uzman hekim tarafından Epilepsi tanısı konabilir.

Baş Ağrısı Nasıl Geçer ?

Küçükten büyüğe hemen hemen herkesin yakındığı bir dert olan baş ağrısı birçok kişinin korkulu rüyasıdır. Ağrılar birçok kişiyi yıldırır ve çeşitli ağrı kesiciler içilmesine rağmen geçmeyen ağrılar vardır. Soğuk algınlığı, göz hastalıkları, hava değişikliği gibi çeşitli sebepleri olabilen bu ağrıların çözümleri herkes tarafından araştırılmaktadır. Bazen uyandığınızda başınızda ağrılar hisseder ve o günün kötü geçeceğine bile inanırsınız. İşte bizi yaşamaktan soğutan, günlerimizin kötü geçmesini sağlayan ağrılarınızın tedavi yöntemleri nelerdir? Baş ağrısı nasıl geçer başlıklı yazımızda biz de sizler için baş ağrısı tedavisi konusundan bahsettik.

Baş Ağrısı Tedavisi

Hepimizi zaman zaman canından bezdiren, günümüzün mutsuz geçmesini sağlayan bu ağrıların çok çeşitli sebepleri olabilir. Daha önce bahsettiğimiz baş ağrısı nedenleri başlıklı yazımızda baş ağrısı sebeplerinden bahsettik. Bu şiddetli ağrılar halsizlik yapar. Bu ağrılar sinüzit sonucu meydana gelebilir.  Ayrıca günlük ağrılarınızın geçmesi için gürültülü ve havasız ortamlardan uzaklaşın. Gürültü ve yüksek sesli ortamlar ağrılarınızın daha da çok artmasına sebep olur. Bu yüzden mümkünse sessiz bir ortama geçin. Havasız, oksijeni az olan ortamlarda da durmayın. Evdeyseniz odanızı havalandırın yada dışarı çıkın. Oksijeni bol olan, havada bulunan, havadar ortamları tercih edin. Oksijen beyine fayda sağlar ve ağrıları tedavi eder. Yüksek nem de ağrıya sebep olabilir. Bu yüzden eğer eviniz kaloriferli yada doğal gazlı ise kışın peteklerin yada radyatörün üzerine bir bardak su koyun.
Su havadaki nemi emeceği için ortamın nemi azalır. Soğuk suyla yıkanmış bir bez de göz ve alın çevresine konularak ağrılar dindirilmeye çalışılabilir. Ilık suyla duş almak da rahatlatıcı etki yapar. Ağrınız varsa ılık bir duş alıp sessiz bir ortamda dinlenebilir yada biraz uyuyabilirsiniz. Akupunktur da etkili bir tedavi yöntemidir. Bu ağrılar nasıl geçer diyorsanız siz de evinizde basitçe başınızdaki bazı noktalara baskı uygulayarak bir nevi akupunktur yapabilirsiniz. Şakaklarınıza iki parmağınızla bastırıp içinizden 15’e kadar sayarak başınızı ovun. Daha sonra başınızın ön yani alın bölgesinden ve arka kafatası bölgesinden bastırarak tekrar içinizden 15’e kadar sayın. Bu şekilde ağrılarınız bir parça olsun hafifleyecektir.

Baş Ağrısı Bitkisel Tedavi

Peki bu ağrıların tedavisi için neler yapılmalı, bitkisel tedavi mümkün müdür? Bu ağrıların bitkisel tedavi için öncelikle meyve ve sebzeleri bolca tüketmelisiniz. Zeytin ve avokado tüketimi bu tip ağrılara çare olabilir. Avokado ve zeytinde bulunan bitkisel yağlar ağrıların tedavisinde etkili olur. Özellikle taze meyvelerde bulunan C vitamini faydalıdır. Ağrılarım nasıl geçer diye düşünüyorsanız mutlaka bolca C vitamini içeren meyvelerden tüketmelisiniz. Baş ağrısı için her gün bolca sıvı tüketin, vücudunuzu susuz bırakmayın. Ihlamur, adaçayı gibi şifalı çaylar da demleyip ve ılık bir çay içebilirsiniz. Çeşitli bitkilerin yağları da ağrılarınızaşifa sağlar. Biberiye yağı, nane yağı yada lavanta yağı masaj yaparak ovulmak suretiyle baş ve çevresine sürülmelidir. Özellikle alın bölgesi, şakalar, gözlerin üst çevresine masaj yapılabilir. Fakat dikkatli olunmalı ve bu tip yağlar göze kaçırılmamalıdır. Yazımızda bu ağrılar nasıl geçer ve bitkisel tedavisi konularından bahsettik. Umarız yazımızı okuduktan sonra ağrılarınız hafifler ve şifanızı bulabilirsiniz.

Tansiyon Neden Düşer ?

Düşük tansiyon yüksek tansiyona göre nispeten daha az tehlike yaratır ancak bazı kişilerde baş dönmesi, gözlerin kararması ve hatta bayılmaya yol açtığı için nedenleri araştırılmalıdır. Tansiyon, yetersiz beslenmeden kullandığınız ilaçların yan etkisine kadar pek çok farklı nedenden dolayı düşebilir. Sıcaklık, az su tüketimi gibi gündelik durumlara bağlı tansiyon düşüklüğü geçicidir. Ancak tansiyon düşüklüğü nedeniyle sürekli problem yaşıyorsanız mutlaka bir doktora görünmeli ve bunun altında yatan nedenin ne olduğunu öğrenmelisiniz.

Tansiyonun Düşme Nedenleri

Susuzluk: Susuzluk ani tansiyon düşmesinin başlıca nedenlerinden biridir. Vücudun terle attığı su miktarından daha az su tüketilmesi susuzluğa neden olur. Bu durum havaların sıcak olduğu ve terle birlikte normalden daha fazla su kaybedilen yaz aylarında daha sık görülür. Bunun yanı sıra kardiyo egzersizleri veya ağır fiziksel aktiviteler sırasında susuzluk riski yükselmektedir. Ayrıca ateşli hastalıklar, ishal ve kusma da susuzluğa yol açabilir.
Hamilelik: Hamilelik sırasında hızla genişleyen dolaşım sistemi tansiyonun düşmesine neden olabilir. Özellikle hamileliğin ilk 24 haftasında bu oldukça normal bir durumdur ve tansiyon genellikle doğumdan sonra gebelik öncesi düzeyine geri döner.
Kalp Sorunları: Anormal derecede yavaş kalp hızı (bradikardi), kalp krizi, kalp yetmezliği ve kalp kapakçığı sorunları düşük tansiyona neden olabilir. Bu rahatsızlıklar damarlara kan pompalayan kalbin fonksiyonlarını tam olarak yerine getirememesi nedeniyle kan basıncının düşmesine yol açar.
Endokrin Sorunları: Adrenal sorunlar (Addison hastalığı), tiroit rahatsızlıkları, düşük kan şekeri (hipoglisemi) ve bazı durumlarda diyabet tansiyon düşüklüğüne neden olabilir. Vücudun hormon üretimini etkileyen tüm rahatsızlıklar düşük tansiyon nedenleri arasındadır.
Şiddetli Enfeksiyon (Septik Şok): Septik şok enfeksiyona neden olan bakterinin enfekte ettiği bölgeyi (genellikle akciğer, mide veya idrar yolunu) terk ederek kana karışması ile ortaya çıkar. Damarlara giren bakteri burada bir toksin üreterek kan basıncının hayati risk yaratacak kadar düşmesine yol açabilir.
Alerjik Reaksiyon (Anafilaksi): Vücutta şiddetli tepkimeye yol açan alerjiler kişinin anafilaktik şok geçirmesine neden olabilir. Alerjinin neden olduğu nefes alırken zorlanma, boğazın şişmesi, kaşıntı gibi belirtilere ek olarak tansiyon düşebilir.
Kan Kaybı: Ciddi bir yaralanma ve iç kanama nedeniyle yaşanan kan kaybı kan basıncının aniden düşmesine yol açabilir. Bunun nedeni damarlarda dolaşan kanın azalmasıdır.
Yetersiz Beslenme: Özellikle B12 vitamini ve folat bakımından yetersiz bir beslenme kırmızı kan hücresi üretimini olumsuz yönde etkilediği için anemiye, dolayısıyla tansiyonun düşmesine neden olabilir.
Bazı İlaçlar: Tansiyon pek çok ilacın yan etkisine bağlı olarak düşebilir. İdrar söktürücü ilaçlar, beta blokerler, Parkinson hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, antidepresanlar, bazı kalp ilaçları, alfa blokerlar tansiyon düşüren ilaçlar arasındadır.

Yemek Sonrası Yaşanan Tansiyon Düşmesini Önlemek İçin Bazı Öneriler

Yemeklerden 15 dakika önce 2 büyük su bardağı su için.
Büyük ve ağır yemeklerden oluşan öğünler yemek sonrasında tansiyon düşmesini tetiklemektedir. Öğünlerini küçültün ve hafif yemeklerle geçiştirmeye çalışın.
Rafine un, beyaz pirinç, patates ve şekerli içecekler mideden ince bağırsağa çok çabuk geçer ve bu yemek sonrası tansiyon düşmesine yol açabilir. Bu tip yiyecekler ve içecekler yerine sindirimi daha yavaş olan kepekli tahıllar, fasulye, protein içeren yiyecekler ve sağlıklı yağlardan oluşan yemekler tüketmeye çalışın.
Kan basıncı genellikle yemekten sonra 30 ila 60 dakika arasında en düşük seviyesine erişir. Yemekten sonra bu süre boyunca oturmak veya uzanmak tansiyonun düşmesini önleyecektir

Kaynak: http://www.onikibilgi.com/tansiyon-neden-duser

Alzheimer nedir, Alzheimer Belirtileri Nelerdir ?

Alzheimer hastalığı nedir, neden olur ?
Alzheimer hastalığı, yaşlılıkla beraber ortaya çıkan ve başta unutkanlık olmak üzere çeşitli zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan ilerleyici bir beyin hastalığıdır.Beynin belli bölgelerinde, bilinmeyen bir nedenle birtakım proteinler birikir. Bu da beyindeki haberleşmeyi sağlayan sinir hücrelerinin hasar görmesine yol açar.Ayrıca sinirler arasındaki iletişimi sağlayan beyindeki bazı kimyasal maddelerin üretimi de azalır.Sonuçta bu bozukluklar, özellikle bellek ve öğrenme gibi zihinsel becerilerin geri dönüşsüz olarak yavaş yavaş azalmasına neden olur.
Jigsaw puzzle, of senior man, falling apart
Alzheimer hastalığı kimlerde ve ne sıklıkta görülür ?
Alzheimer hastalığı genellikle 60 yaşından sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. 65 yaşın üzerinde yaklaşık her 10 kişiden birinde; 85 yaşın üzerindeki ise yaklaşık her iki kişiden birinde görülmektedir.Tüm dünyada 20 milyona yakın Alzheimer hastası bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunlar arasında ABD eski başkanı Ronald Reagan, ünlü sinema oyuncusu Rita Hayworth ve bir zamanların meşhur tango kralı Şecaettin Tanyerli gibi isimler de yer almaktadır.Alzheimer hastalığı, kadınlarda ve erkeklerde hemen hemen aynı oranda görülür.Alzheimer hastalığı bulaşıcı ve kalıtsal bir hastalık değildir. Ancak düşük oranda ailesel bir yatkınlık olabileceği düşünülmektedir.

Alzheimer hastalığının belirtileri nelerdir?
Alzheimer hastalığının ilk belirtisi genellikle unutkanlıktır. Yakın zamana ait bilgileri hatırlama ya da yeni bilgiler öğrenme güçlüğü görülür. Ayrıca konuşma bozukluğu, karar verme güçlüğü, kişileri tanıyamama ya da yolunu kaybetme gibi başka zihinsel sorunlar' da başgösterir.Alzheimer hastalarında tabloya çoğu kez davranış ve kişilik bozuklukları da eşlik eder. Özellikle hastalık ilerledikçe, birçok hastada depresyon, saldırganlık, huzursuzluk, hayaller görme, uyku bozuklukları ya da amaçsızca dolaşma gibi ruhsal sorunlar görülebilir.

Alzheimer hastalığı nasıl seyreder?
Alzheimer hastalığı yavaş ilerleyen, ancak zaman içinde günlük yaşamı etkileyerek, hastayı geri dönüşsüz bir şekilde bakıma muhtaç bırakan bir hastalıktır.Genel olarak 3 evreye ayrılır:
  • Birinci evrede, unutkanlık, bildiği yerleri tanıyamama, bazı kelimeleri bulamama, işine ve hobilerine karşı ilgisini yitirme gibi erken belirtiler verir ve genellikle hasta olduğunu kabul etmek istemez.
  • İkinci evrede, bellek kaybı belirginleşir, yakınlarının isimlerini unutabilir, yolunu kaybedebilir, konuşma bozukluğu artar, yıkanma, giyinme gibi gündelik işlerinde yardıma ihtiyaç duyabilir ve bazı hayaller görebilir.
  • Üçüncü evrede, artık aile üyelerini tanımayabilir, yemek yemede ve yürümede güçlükler
    başlar, idrarını ve dışkısını tutamayabilir ve ciddi davranış bozuklukları
    görülebilir.Alzheimer hastalığı, yaklaşık 5-8 yıllık bir ilerleme süreci içinde hastayı
    yatağa bağlı ve tamamen bakıma muhtaç duruma getirir.

CrSJPjsXgAAWhEe
Alzheimer hastalığının tedavisi var mıdır?
Alzheimer hastalığını tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi bugün için ne yazık ki yoktur. Ancak belli bir süre hastalığın ilerleme hızını durduracak ya da yavaşlatacak bazı yeni tedavi olanakları bulunmaktadır. Kolinesteraz inhibitörleri adı verilen bu yeni ilaçlar, beyindeki sinir hücrelerinin hasarı sonucu azalmış olan asetilkolin adlı haberci madde miktarının dengelenmesine yardım ederek zihinsel işlevleri korurlar.İlaç tedavisi, Alzheimer hastalığını tamamen durdurmaz, ancak bellek kaybı dahil, çeşitli zihinsel bozukluk belirtilerinin hafiflemesini sağlar. Böylelikle hastanın günlük yaşam aktiviteleri daha uzun süre korunur.Depresyon, huzursuzluk, uykusuzluk ya da hayaller görme gibi davranış bozukluklarını tedavi etmek için de uzun zamandır kullanılmakta olan çok sayıda etkili ve güvenilir ilaç bulunmaktadır. İlaç tedavisine karar verecek olan kişi, nörolog (sinir hastalıkları uzmanı) veya psikiyatristtir (ruh hastalıkları uzmanı). Sonuçta ilaç tedavisi, hastanın yaşam kalitesini artırır ve daha uzun süre kendine bakabilmesini sağlar.
Zihinsel bozukluklar:
Unutkanlık
öğrenme güçlüğü
Konusma bozuklugu
Yolunu kaybetme
Kişileri tanıyamama
Karar verme güçlüğü
Ruhsal bozukluklar:
Huzursuzluk
İlgisizlik
Saldırganlık
Uyku bozukluğu
Amaçsiz dolaşma
Gerçekdısı hayaller
Depresyon

Sivilce Sıkmak Doğru Mu ?

Sivilce patlatmak doğru mudur?

Cilt üzerinde meydana çıkan sivilceler, cildimizin alt yapısındaki kıl köklerinde yağ birikmesi sonucunda meydana çıkmaktadır. Bu kıl köklerinde yağ birikiminden ötürü köklerde tıkanma meydana gelebilmekte ve bu tıkanmalara bağlı olarak da iltihaplanma meydana gelebilmektedir.
Sivilceler ağırlıkla vücudun hormonal olarak yeniden dengelenmesini sağlamaya çalıştığı ergenlik sürecinde ortaya çıkmaktadır. Bu süreçlerde hem kız çocuklarının vücutlarında hem de erkek çocuklarının vücutlarında hormon dengesinin inişli çıkışlı bir yapıda olnası, yağ dengesinin bir anda değişime uğramasına yol açar ve böylelikle kıl kökleri dış etkenlerin haricinde daha çok iç etkenler dolayısıyla yağ dolarak sivilceli bir cilt görünümünün oluşmasına zemin hazırlamaktadır.
Tabi cilt üzerinde kabarıklık ve kızarıklık şeklinde ortaya çıkan, estetik olarak istenmeyen görüntüler yaratan bu sivilcelerden kurtulmak adına bireyler farklı yollara başvurabilmektedir. Bu konuyla alakalı özellikle kadınlar cilt üzerinde daha az hasar bırakacak sivilce sıkma yöntemlerini araştırmışlar, hatta sivilce sıkma aleti de satın alarak mümkün mertebe en kolay yoldan sivilcelerinden kurtulmaya çalışmışlardır.
Ancak bu noktada sivilce nasıl sıkılır gibi konularda araştırma yapmak yerine daha doğru olarak sivilce sıkma zararlarını araştırmak çok daha yerinde bir hareket olacaktır. Çünkü sivilceleri sıkmak zararlı mı sorusunun cevabı her koşulda karşımıza zararlı olarak çıkacaktır.
Her şeyden önce sivilceleri sıkma zararı olarak en çok görülen problem başka cilt problemlerine de zemin hazırlamasıdır.  Üstelik bilinçsizce sürekli sivilce patlatmak cilt üzerinde kalıcı lekelerin oluşmasına da sebep olabilmektedir.

Sivilce nasıl sıkılır?

Sivilceleri el yordamıyla sıkmak kesinlikle yanlış bir durum olsa da, piyasada bu işlem için icat edilmiş sivilce sıkma aletleri  bulunmaktadır. Bu alet metal bir alaşımdan meydana getirilmiştir. Bu aleti sivilceniz üzerinde kullanmadan önce bir alkolle hem metali hem de sivilcenizin üzerini dezenfekte etmeniz gerekmektedir. Ardından sivilcenin üzerine aletin oval kısmını hafifçe ittirerek (kesinlikle güçlü bir baskı uygulamamanız gerekmektedir) sivilcenin dışarıya çıkış yapmasını sağlayabilirsiniz.
Kaynak : http://www.cilt.net/sivilce-sikmak-zararli-mi

Kuduz

Kuduz Nedir? Kuduz, çok ciddi ve ölümcül, bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. Çakal, kurt, tilki, sırtlan, ayı, yarasa gibi vahşi memeliler ile köpek, kedi, sığır, koyun, keçi, at, inek, eşek gibi evcil memeli hayvanlarda ve bu hayvanların bulaştırdığı insanlarda görülür.
Kuduz Nasıl Bulaşır? Kuduz mikrobu temel olarak tükürük-salya yolu ile yayılır. Bu nedenle Kuduz, hastalığı taşıyan hayvanın ısırması, patisini yalayan kedi yada köpeğin tırmalaması, kişideki açık yaranın hayvan tarafından yalanması vb. yollarla insana bulaşır.
Virüs, vücuda girdiği yerde ilk olarak kas hücrelerine yerleşir. Buradan da sinirler yolu ile beyne ulaşır. Beyinde yerleşerek çoğalan virüsün yeni hedefi göz, tükrük bezleri, deri gibi organlardır.
Virüsün vücuda girmesi ile hastalığın ortaya çıkması arasında geçen süreye “Kuluçka Dönemi” denir. Bu dönem ısırılan yerin beyne olan uzaklığına göre değişmektedir ve 2-3 gün olabileceği gibi bir kaç yıl da sürebilir. Beyne daha yakın olan kafa, boyun gibi bölgelerden ısırılan hastalarda hastalık, çok daha kısa sürede hastayı etkisi altına alır. Kuluçka dönemini geçiren virüsü artık durdurmak mümkün değildir ve sonuç hasta için ölümdür. Bu nedenle tedavide geç kalınmamalıdır.
Kuduz Belirtileri Nelerdir? İnsanlarda hastalığın ilk belirtileri olarak iştahsızlık, halsizlik, ateş görülür. Isırılan bölgede kızarıklık ve ağrı görülür. Yara kapandıktan sonra dahi kaşıntı yapmaya devam eder. Hastalığın belirtileri giderek şiddetlenir: huzursuzluk, sudan korkma, ışığa ve sese karşı aşırı duyarlılık, saldırganlık başlar. Daha sonra kısmı felçler görülür. Kimi zaman hasta bu adımları tamamlayamadan hayatını kaybeder.
Kuduz Tedavisi: Kuduzlu bir hayvan tarafından ısırılan kişinin ısırılan yeri hemen bol sabunlu yada deterjanlı su ile yıkanmalıdır. Bu işlem kuduz mikrobunu öldürmese de mikropların büyük bir kısmını yaradan uzaklaştırır. Yara iyice yıkandıktan sonra tentürdiyot gibi antiseptik ilaçlarla yara ve çevresi temizlenmelidir. Basit gibi görülen bu işlemler özellikle çok derin olmayan yüzeysel çizik ve yaralanmalarda riski %90 oranında azaltmaktadır.
Isırılan kişi hemen en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Kuduz Tedavisi‘nde en önemli konu geç kalmamaktır.
Hastalığın tedavisi için Kuduz Aşısı 0., 3., 7., 14., ve 28. günlerde 5 doz halinde yapılır. Hasta geç kalınmadan sağlık kuruluşuna getirilmiş ve hemen tedaviye başlanmışsa tedavinin olumlu sonuç verme oranı %100’dür.
Isıran bir evcil hayvan ise, hayvanın yakalanması ve 10 gün boyunca gözlem altında tutulması gerekir. 10 gün sonunda herhangi bir bulgu yoksa hayvanın kuduz mikrobu taşımadığı anlaşılır.

Hepatit B

Hepatit B nedir? Hepatit B, karaciğeri hedef alan ciddi ve çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hepatit B virüsünün 2 Milyar dolayında insanda bulunduğu tahmin edilmektedir. En sık karşılaşılan ölüm nedenleri içerisinde 9. sıradadır.
Hepatit B AIDS’den çok daha bulaşıcıdır. Peki Hepatit B Nasıl Bulaşır?
– Kan yoluyla,
– Cinsel yolla,
– Tükürük ile,
– Anneden çocuğa
geçerek bulaşır.
Hepatit B’nin bulaşmasını önlemek için iğne, kesici aletler, diş fırçası vb.lerini ortak kullanmamak gerekir. Cinsel yolla kolaylıkla bulaştığı için meşru aile hayatının dışına çıkmamak en uygun davranış olacaktır. Anne adaylarının da Hepatit B testi yaptırmaları, virüsün çocuğa geçmesi riskinin önüne geçmek için önemlidir.
Eğer anne taşıyıcı ise doğumdan hemen sonra çocuğa yapılacak Hepatit B aşısı ile çocuk bu hastalıktan korunabilir.
Hepatit B’den korunak için Hepatit B aşısı en etkili yöntemdir. Tam koruma için 3 kez aşı olmak gerekir. Fakat her durumda aşı yapmak uygun değildir ve doktora danışılmalıdır.
Hepatit B hastalığına yakalananların hem kendi sağlıklarına dikkat etmeleri ve tedavi olmaları gerekir hem de virüsü çevresindeki insanlara bulaştırmamak için çevresindekileri ve kendini bilinçlendirmeli ve virüsün bulaşmasını önleyecek tedbirler almalıdır.
Hepatit B virüsünün bulaşmasını önlemek için alınabilecek temel önlemler şöyle sıralanabilir:
– Hepatit B virüsü taşıyanlar kan vermemelidir,
– Yaralar ve kesikler kapatılmalıdır,
– Diş fırçası, traş bıçağı, tırnak makası vb.leri ortak kullanılmamalıdır,
– Gayri meşru ilişkiden kaçınılmalıdır,
– Her türlü kan lekesine karşı önlem alınmalıdır, kan bulaşmış giysiler özel olarak yıkanmalıdır,
– Hastanın eşi ve aile üyeleri gibi aynı ortamı paylaştığı kişiler Hepatit B aşısı olmalıdır.
Hepatit B Belirtileri aşırı halsizlik ve yorgunluk hissi, iştah kaybı, bulantı, kusma, deride ve gözlerde sararma, idrar renginde koyulaşma, karın ağrısı, karaciğer bölgesinde hassasiyet olarak sayılabilir.
Hepatit B Tedavisi Kısa Süreli (Akut) ve Uzun Süreli (Kronik) bulaşmaya göre farklılık gösterir.
Akut devredeki Hepatit B için kullanılan özel bir tedavi yoktur. Daha çok evde uygulanabilen tedavi yöntemleri uygulanır. Bu tedavide amaç hastalığın yayılmasını önlemek ve şikayetlerin azaltılmasını sağlamaktır. Bu tedavi döneminde özellikle karaciğeri rahatsız edecek ilaçlar kullanılmamalı,alkol kesinlikle tüketilmemelidir.
Kronikleşen hastalar için ise ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Kronik hepatit B sonucu ortaya çıkabilecek karaciğer yetersizliği, siroz gibi durumlarda hastalara karaciğer nakli gerekebilir.
Bu nedenlerle, Hepatitten en etkili korunma yöntemi olan Hepatit Aşısı çok önemlidir. Fakat virüsü taşıyanlara ve aktif durumdaki hastalara yapılamamaktadır.

Kanser Nedir ?

Kanser vücut hücrelerinin kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir hastalıktır. Hücreler henüz tam bilinmeyen bir nedenle, kontrolsüz olarak bölünmeye başlarlar. Bu yüzden bedende hızlı hücre çoğalmasından oluşan kötü urlar oluşur ve bunlara Kanserdenir.
Kanser oluştuğu dokuya bağlı olarak yüzden fazla çeşidi olan bir hastalık grubudur. Kanserler tümörlerin ilk olarak başladıkları organa bağlı olarak sınıflandırılırlar. Örneğin ilk olarak akciğerde oluşan kansere Akciğer Kanseri denir.
Kanser hücreleri civarlarındaki dokulara ulaşarak, kan ve lenf sistemi yoluyla ile vücudun diğer taraflarına yayılırlar. Buna metastaz denir. Metastaz yapan kanserlerin tedavisi genel olarak daha zordur.
Erken teşhis edilebildiği takdirde kanser tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Tütün Dumanının Zararları

Tütün dumanı; formaldehit, siyanür, amonyak, karbon monoksit, naftalin, kadmiyum (pil asidi) ve aseton (oje çıkarıcı) gibi 4.000 kimyasal madde içerir.  Arsenik, benzen, vinil klorür gibi en az 81 tanesi kanserojen olan bu kimyasal karışımlar, tütün dumanında, sigarayı içen kişinin doğrudan içine çektiği dumandan çok daha fazla bulunur. Ayrıca tüm bu kimyasal ve zehirli maddelere ek olarak sigarada yüksek düzeyde bağımlılığa yol açan nikotin ve sigaranın tadını daha hoş hale getirmek, tüketicilerin sürekli sigara kullanımını sağlamak amacıyla eklenmiş olan birçok katkı maddesi yer almaktadır.
Tütün dumanı içindeki hangi maddeler hastalık yapar?
Tütün dumanında bulunan kimyasal maddelerin arasında yer alan asitler, alkol aldehitler, ketonlar, siyanür, karbon monoksit gibi maddeler doğrudan zehir etkisi gösterirler ve organlarda tahribat yaparlar. Kalp hastalıkları, akciğer kanseri, vücuttaki başka kanserler (gırtlak kanseri, mesane kanseri, yemek borusu kanseri, rahim kanseri v.b.) bronşit, amfizem gibi pek çok hastalığın sigaraya bağlı olarak meydana geldiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Tütün Dumanında bulunan karbon monoksitin etkileri nelerdir?
Sigara dumanının içinde %4 oranında karbon monoksit bulunur. Bu gaz, alyuvarlardaki hemoglobine bağlanarak hemoglobinin oksijen taşımasını engeller. Sigara içenlerde hemoglobinin oksijen taşıma kapasitesi %2.5 ile %15 arasında azalır. Bunun sonucunda organlar yeterli oksijen alamazlar. Özellikle beynin yeterli oksijen alamaması sonucu düşünme, karar verme, net görme ve işitme gibi önemli bazı fonksiyonlarında zayıflama olur. Karbon monoksit ayrıca damarlarda kolesterol depolanmasına yol açar.
Tütün Dumanına Maruz Kalma, Dünyada Her Yıl Milyonlarca İnsanın Ölümüne Neden Olmaktadır
  1. Başkalarının tütün dumanına sadece 30 dakika maruz kalmak, uzun süreli sigara içiciliğinde ortaya çıkanlarla aynı fiziksel etkileri ortaya çıkarmakta ve sigara içmeyenlerde kalp hastalığı riskini arttırmaktadır.
  2. Tütün dumanının zararları, maruz kalma süresi uzadıkça artmaktadır.
  3. Başkalarının tütün dumanını solumaktan kaynaklanan kanser ölümlerinin oranı; asbest, radyoaktif nükleid, arsenik, benzen, vinil klorür, radyasyon, pestisid (tarım ilaçları), tehlikeli atıklar, içme suyunda bulunan kimyasallar, endüstriyel kimyasallar ve madeni atıkların hepsinin toplamından kaynaklanan kanser ölümleri oranından daha fazladır.
  4. Tütün dumanına maruz kalmak, kanser, amfizem ve kalp hastalıkları gibi birçok hastalığa neden olmaktadır.
Tütün Dumanına Maruziyet Özellikle Bebek Ve Çocukları Tehdit Etmektedir
Bebek ve çocukların yanında sigara içmek; ani bebek ölümlerine, astım ya da solunum yolu enfeksiyonlarına, kulak enfeksiyonlarına, uyku bozukluklarına neden olmaktadır. Yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde ise kanser gibi hastalıkların gelişme riskini artırmaktadır. Günde en az 7 saat tütün dumanına maruz kalan gebelerde düşük doğum ağırlıklı bebek ve erken doğum riski yaklaşık 2 kat yükselmektedir.