11 Eylül 2016 Pazar

Tansiyon Neden Düşer ?

Düşük tansiyon yüksek tansiyona göre nispeten daha az tehlike yaratır ancak bazı kişilerde baş dönmesi, gözlerin kararması ve hatta bayılmaya yol açtığı için nedenleri araştırılmalıdır. Tansiyon, yetersiz beslenmeden kullandığınız ilaçların yan etkisine kadar pek çok farklı nedenden dolayı düşebilir. Sıcaklık, az su tüketimi gibi gündelik durumlara bağlı tansiyon düşüklüğü geçicidir. Ancak tansiyon düşüklüğü nedeniyle sürekli problem yaşıyorsanız mutlaka bir doktora görünmeli ve bunun altında yatan nedenin ne olduğunu öğrenmelisiniz.

Tansiyonun Düşme Nedenleri

Susuzluk: Susuzluk ani tansiyon düşmesinin başlıca nedenlerinden biridir. Vücudun terle attığı su miktarından daha az su tüketilmesi susuzluğa neden olur. Bu durum havaların sıcak olduğu ve terle birlikte normalden daha fazla su kaybedilen yaz aylarında daha sık görülür. Bunun yanı sıra kardiyo egzersizleri veya ağır fiziksel aktiviteler sırasında susuzluk riski yükselmektedir. Ayrıca ateşli hastalıklar, ishal ve kusma da susuzluğa yol açabilir.
Hamilelik: Hamilelik sırasında hızla genişleyen dolaşım sistemi tansiyonun düşmesine neden olabilir. Özellikle hamileliğin ilk 24 haftasında bu oldukça normal bir durumdur ve tansiyon genellikle doğumdan sonra gebelik öncesi düzeyine geri döner.
Kalp Sorunları: Anormal derecede yavaş kalp hızı (bradikardi), kalp krizi, kalp yetmezliği ve kalp kapakçığı sorunları düşük tansiyona neden olabilir. Bu rahatsızlıklar damarlara kan pompalayan kalbin fonksiyonlarını tam olarak yerine getirememesi nedeniyle kan basıncının düşmesine yol açar.
Endokrin Sorunları: Adrenal sorunlar (Addison hastalığı), tiroit rahatsızlıkları, düşük kan şekeri (hipoglisemi) ve bazı durumlarda diyabet tansiyon düşüklüğüne neden olabilir. Vücudun hormon üretimini etkileyen tüm rahatsızlıklar düşük tansiyon nedenleri arasındadır.
Şiddetli Enfeksiyon (Septik Şok): Septik şok enfeksiyona neden olan bakterinin enfekte ettiği bölgeyi (genellikle akciğer, mide veya idrar yolunu) terk ederek kana karışması ile ortaya çıkar. Damarlara giren bakteri burada bir toksin üreterek kan basıncının hayati risk yaratacak kadar düşmesine yol açabilir.
Alerjik Reaksiyon (Anafilaksi): Vücutta şiddetli tepkimeye yol açan alerjiler kişinin anafilaktik şok geçirmesine neden olabilir. Alerjinin neden olduğu nefes alırken zorlanma, boğazın şişmesi, kaşıntı gibi belirtilere ek olarak tansiyon düşebilir.
Kan Kaybı: Ciddi bir yaralanma ve iç kanama nedeniyle yaşanan kan kaybı kan basıncının aniden düşmesine yol açabilir. Bunun nedeni damarlarda dolaşan kanın azalmasıdır.
Yetersiz Beslenme: Özellikle B12 vitamini ve folat bakımından yetersiz bir beslenme kırmızı kan hücresi üretimini olumsuz yönde etkilediği için anemiye, dolayısıyla tansiyonun düşmesine neden olabilir.
Bazı İlaçlar: Tansiyon pek çok ilacın yan etkisine bağlı olarak düşebilir. İdrar söktürücü ilaçlar, beta blokerler, Parkinson hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, antidepresanlar, bazı kalp ilaçları, alfa blokerlar tansiyon düşüren ilaçlar arasındadır.

Yemek Sonrası Yaşanan Tansiyon Düşmesini Önlemek İçin Bazı Öneriler

Yemeklerden 15 dakika önce 2 büyük su bardağı su için.
Büyük ve ağır yemeklerden oluşan öğünler yemek sonrasında tansiyon düşmesini tetiklemektedir. Öğünlerini küçültün ve hafif yemeklerle geçiştirmeye çalışın.
Rafine un, beyaz pirinç, patates ve şekerli içecekler mideden ince bağırsağa çok çabuk geçer ve bu yemek sonrası tansiyon düşmesine yol açabilir. Bu tip yiyecekler ve içecekler yerine sindirimi daha yavaş olan kepekli tahıllar, fasulye, protein içeren yiyecekler ve sağlıklı yağlardan oluşan yemekler tüketmeye çalışın.
Kan basıncı genellikle yemekten sonra 30 ila 60 dakika arasında en düşük seviyesine erişir. Yemekten sonra bu süre boyunca oturmak veya uzanmak tansiyonun düşmesini önleyecektir

Kaynak: http://www.onikibilgi.com/tansiyon-neden-duser

Alzheimer nedir, Alzheimer Belirtileri Nelerdir ?

Alzheimer hastalığı nedir, neden olur ?
Alzheimer hastalığı, yaşlılıkla beraber ortaya çıkan ve başta unutkanlık olmak üzere çeşitli zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan ilerleyici bir beyin hastalığıdır.Beynin belli bölgelerinde, bilinmeyen bir nedenle birtakım proteinler birikir. Bu da beyindeki haberleşmeyi sağlayan sinir hücrelerinin hasar görmesine yol açar.Ayrıca sinirler arasındaki iletişimi sağlayan beyindeki bazı kimyasal maddelerin üretimi de azalır.Sonuçta bu bozukluklar, özellikle bellek ve öğrenme gibi zihinsel becerilerin geri dönüşsüz olarak yavaş yavaş azalmasına neden olur.
Jigsaw puzzle, of senior man, falling apart
Alzheimer hastalığı kimlerde ve ne sıklıkta görülür ?
Alzheimer hastalığı genellikle 60 yaşından sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. 65 yaşın üzerinde yaklaşık her 10 kişiden birinde; 85 yaşın üzerindeki ise yaklaşık her iki kişiden birinde görülmektedir.Tüm dünyada 20 milyona yakın Alzheimer hastası bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunlar arasında ABD eski başkanı Ronald Reagan, ünlü sinema oyuncusu Rita Hayworth ve bir zamanların meşhur tango kralı Şecaettin Tanyerli gibi isimler de yer almaktadır.Alzheimer hastalığı, kadınlarda ve erkeklerde hemen hemen aynı oranda görülür.Alzheimer hastalığı bulaşıcı ve kalıtsal bir hastalık değildir. Ancak düşük oranda ailesel bir yatkınlık olabileceği düşünülmektedir.

Alzheimer hastalığının belirtileri nelerdir?
Alzheimer hastalığının ilk belirtisi genellikle unutkanlıktır. Yakın zamana ait bilgileri hatırlama ya da yeni bilgiler öğrenme güçlüğü görülür. Ayrıca konuşma bozukluğu, karar verme güçlüğü, kişileri tanıyamama ya da yolunu kaybetme gibi başka zihinsel sorunlar' da başgösterir.Alzheimer hastalarında tabloya çoğu kez davranış ve kişilik bozuklukları da eşlik eder. Özellikle hastalık ilerledikçe, birçok hastada depresyon, saldırganlık, huzursuzluk, hayaller görme, uyku bozuklukları ya da amaçsızca dolaşma gibi ruhsal sorunlar görülebilir.

Alzheimer hastalığı nasıl seyreder?
Alzheimer hastalığı yavaş ilerleyen, ancak zaman içinde günlük yaşamı etkileyerek, hastayı geri dönüşsüz bir şekilde bakıma muhtaç bırakan bir hastalıktır.Genel olarak 3 evreye ayrılır:
  • Birinci evrede, unutkanlık, bildiği yerleri tanıyamama, bazı kelimeleri bulamama, işine ve hobilerine karşı ilgisini yitirme gibi erken belirtiler verir ve genellikle hasta olduğunu kabul etmek istemez.
  • İkinci evrede, bellek kaybı belirginleşir, yakınlarının isimlerini unutabilir, yolunu kaybedebilir, konuşma bozukluğu artar, yıkanma, giyinme gibi gündelik işlerinde yardıma ihtiyaç duyabilir ve bazı hayaller görebilir.
  • Üçüncü evrede, artık aile üyelerini tanımayabilir, yemek yemede ve yürümede güçlükler
    başlar, idrarını ve dışkısını tutamayabilir ve ciddi davranış bozuklukları
    görülebilir.Alzheimer hastalığı, yaklaşık 5-8 yıllık bir ilerleme süreci içinde hastayı
    yatağa bağlı ve tamamen bakıma muhtaç duruma getirir.

CrSJPjsXgAAWhEe
Alzheimer hastalığının tedavisi var mıdır?
Alzheimer hastalığını tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi bugün için ne yazık ki yoktur. Ancak belli bir süre hastalığın ilerleme hızını durduracak ya da yavaşlatacak bazı yeni tedavi olanakları bulunmaktadır. Kolinesteraz inhibitörleri adı verilen bu yeni ilaçlar, beyindeki sinir hücrelerinin hasarı sonucu azalmış olan asetilkolin adlı haberci madde miktarının dengelenmesine yardım ederek zihinsel işlevleri korurlar.İlaç tedavisi, Alzheimer hastalığını tamamen durdurmaz, ancak bellek kaybı dahil, çeşitli zihinsel bozukluk belirtilerinin hafiflemesini sağlar. Böylelikle hastanın günlük yaşam aktiviteleri daha uzun süre korunur.Depresyon, huzursuzluk, uykusuzluk ya da hayaller görme gibi davranış bozukluklarını tedavi etmek için de uzun zamandır kullanılmakta olan çok sayıda etkili ve güvenilir ilaç bulunmaktadır. İlaç tedavisine karar verecek olan kişi, nörolog (sinir hastalıkları uzmanı) veya psikiyatristtir (ruh hastalıkları uzmanı). Sonuçta ilaç tedavisi, hastanın yaşam kalitesini artırır ve daha uzun süre kendine bakabilmesini sağlar.
Zihinsel bozukluklar:
Unutkanlık
öğrenme güçlüğü
Konusma bozuklugu
Yolunu kaybetme
Kişileri tanıyamama
Karar verme güçlüğü
Ruhsal bozukluklar:
Huzursuzluk
İlgisizlik
Saldırganlık
Uyku bozukluğu
Amaçsiz dolaşma
Gerçekdısı hayaller
Depresyon

Sivilce Sıkmak Doğru Mu ?

Sivilce patlatmak doğru mudur?

Cilt üzerinde meydana çıkan sivilceler, cildimizin alt yapısındaki kıl köklerinde yağ birikmesi sonucunda meydana çıkmaktadır. Bu kıl köklerinde yağ birikiminden ötürü köklerde tıkanma meydana gelebilmekte ve bu tıkanmalara bağlı olarak da iltihaplanma meydana gelebilmektedir.
Sivilceler ağırlıkla vücudun hormonal olarak yeniden dengelenmesini sağlamaya çalıştığı ergenlik sürecinde ortaya çıkmaktadır. Bu süreçlerde hem kız çocuklarının vücutlarında hem de erkek çocuklarının vücutlarında hormon dengesinin inişli çıkışlı bir yapıda olnası, yağ dengesinin bir anda değişime uğramasına yol açar ve böylelikle kıl kökleri dış etkenlerin haricinde daha çok iç etkenler dolayısıyla yağ dolarak sivilceli bir cilt görünümünün oluşmasına zemin hazırlamaktadır.
Tabi cilt üzerinde kabarıklık ve kızarıklık şeklinde ortaya çıkan, estetik olarak istenmeyen görüntüler yaratan bu sivilcelerden kurtulmak adına bireyler farklı yollara başvurabilmektedir. Bu konuyla alakalı özellikle kadınlar cilt üzerinde daha az hasar bırakacak sivilce sıkma yöntemlerini araştırmışlar, hatta sivilce sıkma aleti de satın alarak mümkün mertebe en kolay yoldan sivilcelerinden kurtulmaya çalışmışlardır.
Ancak bu noktada sivilce nasıl sıkılır gibi konularda araştırma yapmak yerine daha doğru olarak sivilce sıkma zararlarını araştırmak çok daha yerinde bir hareket olacaktır. Çünkü sivilceleri sıkmak zararlı mı sorusunun cevabı her koşulda karşımıza zararlı olarak çıkacaktır.
Her şeyden önce sivilceleri sıkma zararı olarak en çok görülen problem başka cilt problemlerine de zemin hazırlamasıdır.  Üstelik bilinçsizce sürekli sivilce patlatmak cilt üzerinde kalıcı lekelerin oluşmasına da sebep olabilmektedir.

Sivilce nasıl sıkılır?

Sivilceleri el yordamıyla sıkmak kesinlikle yanlış bir durum olsa da, piyasada bu işlem için icat edilmiş sivilce sıkma aletleri  bulunmaktadır. Bu alet metal bir alaşımdan meydana getirilmiştir. Bu aleti sivilceniz üzerinde kullanmadan önce bir alkolle hem metali hem de sivilcenizin üzerini dezenfekte etmeniz gerekmektedir. Ardından sivilcenin üzerine aletin oval kısmını hafifçe ittirerek (kesinlikle güçlü bir baskı uygulamamanız gerekmektedir) sivilcenin dışarıya çıkış yapmasını sağlayabilirsiniz.
Kaynak : http://www.cilt.net/sivilce-sikmak-zararli-mi

Kuduz

Kuduz Nedir? Kuduz, çok ciddi ve ölümcül, bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. Çakal, kurt, tilki, sırtlan, ayı, yarasa gibi vahşi memeliler ile köpek, kedi, sığır, koyun, keçi, at, inek, eşek gibi evcil memeli hayvanlarda ve bu hayvanların bulaştırdığı insanlarda görülür.
Kuduz Nasıl Bulaşır? Kuduz mikrobu temel olarak tükürük-salya yolu ile yayılır. Bu nedenle Kuduz, hastalığı taşıyan hayvanın ısırması, patisini yalayan kedi yada köpeğin tırmalaması, kişideki açık yaranın hayvan tarafından yalanması vb. yollarla insana bulaşır.
Virüs, vücuda girdiği yerde ilk olarak kas hücrelerine yerleşir. Buradan da sinirler yolu ile beyne ulaşır. Beyinde yerleşerek çoğalan virüsün yeni hedefi göz, tükrük bezleri, deri gibi organlardır.
Virüsün vücuda girmesi ile hastalığın ortaya çıkması arasında geçen süreye “Kuluçka Dönemi” denir. Bu dönem ısırılan yerin beyne olan uzaklığına göre değişmektedir ve 2-3 gün olabileceği gibi bir kaç yıl da sürebilir. Beyne daha yakın olan kafa, boyun gibi bölgelerden ısırılan hastalarda hastalık, çok daha kısa sürede hastayı etkisi altına alır. Kuluçka dönemini geçiren virüsü artık durdurmak mümkün değildir ve sonuç hasta için ölümdür. Bu nedenle tedavide geç kalınmamalıdır.
Kuduz Belirtileri Nelerdir? İnsanlarda hastalığın ilk belirtileri olarak iştahsızlık, halsizlik, ateş görülür. Isırılan bölgede kızarıklık ve ağrı görülür. Yara kapandıktan sonra dahi kaşıntı yapmaya devam eder. Hastalığın belirtileri giderek şiddetlenir: huzursuzluk, sudan korkma, ışığa ve sese karşı aşırı duyarlılık, saldırganlık başlar. Daha sonra kısmı felçler görülür. Kimi zaman hasta bu adımları tamamlayamadan hayatını kaybeder.
Kuduz Tedavisi: Kuduzlu bir hayvan tarafından ısırılan kişinin ısırılan yeri hemen bol sabunlu yada deterjanlı su ile yıkanmalıdır. Bu işlem kuduz mikrobunu öldürmese de mikropların büyük bir kısmını yaradan uzaklaştırır. Yara iyice yıkandıktan sonra tentürdiyot gibi antiseptik ilaçlarla yara ve çevresi temizlenmelidir. Basit gibi görülen bu işlemler özellikle çok derin olmayan yüzeysel çizik ve yaralanmalarda riski %90 oranında azaltmaktadır.
Isırılan kişi hemen en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Kuduz Tedavisi‘nde en önemli konu geç kalmamaktır.
Hastalığın tedavisi için Kuduz Aşısı 0., 3., 7., 14., ve 28. günlerde 5 doz halinde yapılır. Hasta geç kalınmadan sağlık kuruluşuna getirilmiş ve hemen tedaviye başlanmışsa tedavinin olumlu sonuç verme oranı %100’dür.
Isıran bir evcil hayvan ise, hayvanın yakalanması ve 10 gün boyunca gözlem altında tutulması gerekir. 10 gün sonunda herhangi bir bulgu yoksa hayvanın kuduz mikrobu taşımadığı anlaşılır.

Hepatit B

Hepatit B nedir? Hepatit B, karaciğeri hedef alan ciddi ve çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hepatit B virüsünün 2 Milyar dolayında insanda bulunduğu tahmin edilmektedir. En sık karşılaşılan ölüm nedenleri içerisinde 9. sıradadır.
Hepatit B AIDS’den çok daha bulaşıcıdır. Peki Hepatit B Nasıl Bulaşır?
– Kan yoluyla,
– Cinsel yolla,
– Tükürük ile,
– Anneden çocuğa
geçerek bulaşır.
Hepatit B’nin bulaşmasını önlemek için iğne, kesici aletler, diş fırçası vb.lerini ortak kullanmamak gerekir. Cinsel yolla kolaylıkla bulaştığı için meşru aile hayatının dışına çıkmamak en uygun davranış olacaktır. Anne adaylarının da Hepatit B testi yaptırmaları, virüsün çocuğa geçmesi riskinin önüne geçmek için önemlidir.
Eğer anne taşıyıcı ise doğumdan hemen sonra çocuğa yapılacak Hepatit B aşısı ile çocuk bu hastalıktan korunabilir.
Hepatit B’den korunak için Hepatit B aşısı en etkili yöntemdir. Tam koruma için 3 kez aşı olmak gerekir. Fakat her durumda aşı yapmak uygun değildir ve doktora danışılmalıdır.
Hepatit B hastalığına yakalananların hem kendi sağlıklarına dikkat etmeleri ve tedavi olmaları gerekir hem de virüsü çevresindeki insanlara bulaştırmamak için çevresindekileri ve kendini bilinçlendirmeli ve virüsün bulaşmasını önleyecek tedbirler almalıdır.
Hepatit B virüsünün bulaşmasını önlemek için alınabilecek temel önlemler şöyle sıralanabilir:
– Hepatit B virüsü taşıyanlar kan vermemelidir,
– Yaralar ve kesikler kapatılmalıdır,
– Diş fırçası, traş bıçağı, tırnak makası vb.leri ortak kullanılmamalıdır,
– Gayri meşru ilişkiden kaçınılmalıdır,
– Her türlü kan lekesine karşı önlem alınmalıdır, kan bulaşmış giysiler özel olarak yıkanmalıdır,
– Hastanın eşi ve aile üyeleri gibi aynı ortamı paylaştığı kişiler Hepatit B aşısı olmalıdır.
Hepatit B Belirtileri aşırı halsizlik ve yorgunluk hissi, iştah kaybı, bulantı, kusma, deride ve gözlerde sararma, idrar renginde koyulaşma, karın ağrısı, karaciğer bölgesinde hassasiyet olarak sayılabilir.
Hepatit B Tedavisi Kısa Süreli (Akut) ve Uzun Süreli (Kronik) bulaşmaya göre farklılık gösterir.
Akut devredeki Hepatit B için kullanılan özel bir tedavi yoktur. Daha çok evde uygulanabilen tedavi yöntemleri uygulanır. Bu tedavide amaç hastalığın yayılmasını önlemek ve şikayetlerin azaltılmasını sağlamaktır. Bu tedavi döneminde özellikle karaciğeri rahatsız edecek ilaçlar kullanılmamalı,alkol kesinlikle tüketilmemelidir.
Kronikleşen hastalar için ise ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Kronik hepatit B sonucu ortaya çıkabilecek karaciğer yetersizliği, siroz gibi durumlarda hastalara karaciğer nakli gerekebilir.
Bu nedenlerle, Hepatitten en etkili korunma yöntemi olan Hepatit Aşısı çok önemlidir. Fakat virüsü taşıyanlara ve aktif durumdaki hastalara yapılamamaktadır.

Kanser Nedir ?

Kanser vücut hücrelerinin kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir hastalıktır. Hücreler henüz tam bilinmeyen bir nedenle, kontrolsüz olarak bölünmeye başlarlar. Bu yüzden bedende hızlı hücre çoğalmasından oluşan kötü urlar oluşur ve bunlara Kanserdenir.
Kanser oluştuğu dokuya bağlı olarak yüzden fazla çeşidi olan bir hastalık grubudur. Kanserler tümörlerin ilk olarak başladıkları organa bağlı olarak sınıflandırılırlar. Örneğin ilk olarak akciğerde oluşan kansere Akciğer Kanseri denir.
Kanser hücreleri civarlarındaki dokulara ulaşarak, kan ve lenf sistemi yoluyla ile vücudun diğer taraflarına yayılırlar. Buna metastaz denir. Metastaz yapan kanserlerin tedavisi genel olarak daha zordur.
Erken teşhis edilebildiği takdirde kanser tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Tütün Dumanının Zararları

Tütün dumanı; formaldehit, siyanür, amonyak, karbon monoksit, naftalin, kadmiyum (pil asidi) ve aseton (oje çıkarıcı) gibi 4.000 kimyasal madde içerir.  Arsenik, benzen, vinil klorür gibi en az 81 tanesi kanserojen olan bu kimyasal karışımlar, tütün dumanında, sigarayı içen kişinin doğrudan içine çektiği dumandan çok daha fazla bulunur. Ayrıca tüm bu kimyasal ve zehirli maddelere ek olarak sigarada yüksek düzeyde bağımlılığa yol açan nikotin ve sigaranın tadını daha hoş hale getirmek, tüketicilerin sürekli sigara kullanımını sağlamak amacıyla eklenmiş olan birçok katkı maddesi yer almaktadır.
Tütün dumanı içindeki hangi maddeler hastalık yapar?
Tütün dumanında bulunan kimyasal maddelerin arasında yer alan asitler, alkol aldehitler, ketonlar, siyanür, karbon monoksit gibi maddeler doğrudan zehir etkisi gösterirler ve organlarda tahribat yaparlar. Kalp hastalıkları, akciğer kanseri, vücuttaki başka kanserler (gırtlak kanseri, mesane kanseri, yemek borusu kanseri, rahim kanseri v.b.) bronşit, amfizem gibi pek çok hastalığın sigaraya bağlı olarak meydana geldiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Tütün Dumanında bulunan karbon monoksitin etkileri nelerdir?
Sigara dumanının içinde %4 oranında karbon monoksit bulunur. Bu gaz, alyuvarlardaki hemoglobine bağlanarak hemoglobinin oksijen taşımasını engeller. Sigara içenlerde hemoglobinin oksijen taşıma kapasitesi %2.5 ile %15 arasında azalır. Bunun sonucunda organlar yeterli oksijen alamazlar. Özellikle beynin yeterli oksijen alamaması sonucu düşünme, karar verme, net görme ve işitme gibi önemli bazı fonksiyonlarında zayıflama olur. Karbon monoksit ayrıca damarlarda kolesterol depolanmasına yol açar.
Tütün Dumanına Maruz Kalma, Dünyada Her Yıl Milyonlarca İnsanın Ölümüne Neden Olmaktadır
  1. Başkalarının tütün dumanına sadece 30 dakika maruz kalmak, uzun süreli sigara içiciliğinde ortaya çıkanlarla aynı fiziksel etkileri ortaya çıkarmakta ve sigara içmeyenlerde kalp hastalığı riskini arttırmaktadır.
  2. Tütün dumanının zararları, maruz kalma süresi uzadıkça artmaktadır.
  3. Başkalarının tütün dumanını solumaktan kaynaklanan kanser ölümlerinin oranı; asbest, radyoaktif nükleid, arsenik, benzen, vinil klorür, radyasyon, pestisid (tarım ilaçları), tehlikeli atıklar, içme suyunda bulunan kimyasallar, endüstriyel kimyasallar ve madeni atıkların hepsinin toplamından kaynaklanan kanser ölümleri oranından daha fazladır.
  4. Tütün dumanına maruz kalmak, kanser, amfizem ve kalp hastalıkları gibi birçok hastalığa neden olmaktadır.
Tütün Dumanına Maruziyet Özellikle Bebek Ve Çocukları Tehdit Etmektedir
Bebek ve çocukların yanında sigara içmek; ani bebek ölümlerine, astım ya da solunum yolu enfeksiyonlarına, kulak enfeksiyonlarına, uyku bozukluklarına neden olmaktadır. Yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde ise kanser gibi hastalıkların gelişme riskini artırmaktadır. Günde en az 7 saat tütün dumanına maruz kalan gebelerde düşük doğum ağırlıklı bebek ve erken doğum riski yaklaşık 2 kat yükselmektedir.